• Kiraz Ağacı

Ve Çocuklar Bütün Gün Oyun Oynadılar…

Updated: Nov 13, 2018

Çocuklar bütün gün oyun oynayınca, kim bilir kaç anne baba ve öğretmen,

“Böyle bütün gün oynarsa ne zaman bir şeyler öğrenecek?” diye düşünüp

kaygılanıyor acaba?



Üç yaşındaki oğlum Lennon piyanoda rastgele sesler çıkarıyordu. Piyanist

olduğumu bilen misafirim, “Neden ona piyano çalmayı öğretmiyorsun?” diye

sordu. “Zaten öğreniyor” dedim. “Bir şey öğrenmenin en doğal yolu bu, ben

daha iyisini yapamam.” Arkadaşım şüpheyle bana baktı. “Seneye tekrar

ziyarete geldiğinde görürsün” dedim. Lennon’ın piyanoda ne derece

ilerleyeceği hakkında bir fikrim yok ama serbest oyun oynamaya devam ettiği

sürece arkadaşımın ondaki gelişmeyi göreceğini düşünüyorum.


Çocuklar bütün gün oyun oynayınca, kim bilir kaç anne baba ve öğretmen,

“Böyle bütün gün oynarsa ne zaman bir şeyler öğrenecek?” diye düşünüp

kaygılanıyor acaba?


Bu gerçekten bir zaman kaybı mı? Doğa, insan yavrusu da dahil olmak üzere

bütün yavrulara oyun oynama güdüsü ve becerisi vermekle yanlış mı yapmış?


Bana göre, çocuk büyütmek benim güvenebilme becerimin sürekli sınanması

anlamına geliyor. Çocuğumun emeklemeyi öğrenebilmesini sağlamalı mıyım?

Yürümesini? Konuşmasını? “Küçük Çocuklar İçin Konuşma ve Yürümeye Giriş

Dersleri” mi olsa yoksa? İşin ilginci, en zor öğrenilen şey dil olmasına rağmen

çocuklar bunu kendi başlarına öğreniyorlar. Aslında insanlarda en hızlı

öğrenme en küçük yaşlarda, yani çocukların bütün gün oynadıkları dönemde

oluyor. Belki de doğa hata yapmamıştır, belki de benim güvenmem

gerekiyordur.


Bu yüzden daha ilk günden doğaya güvendim ve bunun sonucunda ilginç bir

şey fark ettim: Çocuklar oyun oynuyorlar ve en çok da oyun oynadıkları

zaman öğreniyorlar. Çocuklar yapıları gereği meraklılar. Doğdukları andan

itibaren her şeyi bilmek ve anlamak istiyorlar. Başarmak için uğraşıyorlar.

Sürekli olarak kendilerini zorluyorlar ve bizim oyun dediğimiz ve onlarda

biyolojik olarak bulunan süreç yoluyla da başarıya ulaşıyorlar.


Çocuklar bütün çocuklukları boyunca oyun oynarlarsa hayata hazır olurlar.

Duygusal açıdan güçlü oldukları gibi, yaşamda ihtiyaç duyabilecekleri temel

becerilere de sahip olurlar. Çocukların belli yaşlarda belli şeyler bilmeleri

gerektiğini düşünmemiz, onların doğal gelişimi önünde önemli bir engel

oluşturuyor. Çocuklar oyun oynarlarken bu sihirli sürecin aslında tek yöneticisi

durumundadırlar. Bilgi genellikle her zaman edinilebilir ama genellikle bu

durum çok erken yaşlarda ve çocuğun içsel yolculuğunun uyumuna ters

olarak yaşanır.


Çocukların kendi oyunlarını idare edebileceğine güvenmenin sağladığı

avantajlar vardır:


1) Çocuk kendisi için duygusal, zihinsel ve sosyal açıdan tam olarak en iyi

olan şeyi yapar.


2) Yaşına uygun bir şekilde oyun oynayacağına ya da öğreneceğine dair

endişelenmeye ya da tahminde bulunmaya gerek kalmaz çünkü çocuk kendi

zamanlamasını çok iyi bilir.


3) Bazen fazla bilgiye maruz kalsalar bile çocuklar kendi kişisel ihtiyaçlarına

uygun olanı seçip alırlar. Onlarla hayatı, ilgi alanlarımızı, arkadaşlarımızı,

sevdiklerimizi, hayal kırıklıklarımızı ve yılgınlıklarımızı paylaşabiliriz. Onlar

gözlemler, öğrenir ve ihtiyaç duydukları şeyin ne olduğunu kendi

yöntemleriyle bize gösterirler. Oyun oynamalarına ve kendi bildikleri gibi

oynamalarına izin verilen çocuklar, yapmak istedikleri şeye ulaşmalarını

sağlayan her şeyle uğraşırlar.



Peki, büyüme ve öğrenme üzerinde en etkili olan oyun oynama türü hangisi?

Cevap çok basit: Çocuğun içinden geldiği gibi oynadığı ve kendisinin

yönlendirdiği oyunlar. Böyle oyunları desteklemek için hem onların yolundan

çekilmemiz ve hem de yönlendirici oyuncakları onlardan uzak tutmamız

gerekiyor. Bizim müdahalemiz ve katkımız aslında onlara ket vuruyor.

Olumsuz katkıların zarar vereceği bilinen bir şey ama olumlu katkıların da

zararlı olabileceği o kadar bilinmiyor: Kızım Nina iki yaşındayken bloklardan

bir kule yapmıştı. Babası kuleyi tezahüratla karşılayınca Nina’nın ilgisi kule

yapmaktan babasını sevindirmeye kaydı. Bu tavır yıllar içinde, yetişkinlerin

onayını almaya bağlı olmaya varabilir ve kendine güvensizlik ya da kendisi

için bir şey yapmaya ilgi duymamakla sonuçlanabilir. Ebeveynlerini memnun

etmeye çalışan çocuk ebeveynlerinin beklentilerini karşıladığı sürece başarılı


olduğunu düşünür ve kendi benliğiyle ya da gerçekten ilgi duyabileceği

şeylerle bağını yitirebilir.



Bilim Oyunu


Bir gün oğlum Yonatan ile diğer oğlum Lennon mutfaktan tencere kapaklarını

alıp yerde çevirmeye başladılar. Daha sonra kapaklara renkli nesneler

koydular ve kapakları çevirdikçe renklerin ve şekillerin değiştiğini fark ettiler.

Bu çevirme oyununda renkleri ve şekilleri değiştirerek farklı kombinasyonlar

elde ettiler, sonuçları gözlemlediler ve farklı sonuçlara ulaşmak için kapakları

değiştirdiler. Aslında o anda iki genç “bilim insanı” olarak evrenin kanunlarını

anlıyor, keşfediyor ve harekete geçiriyorlardı.


Bu tür etkinliklere bilimsel oyunlar ya da doğa kanunlarının öğrenilmesi

diyorum. Bir bahçe, ağaçlar, kum, taşlar ya da basit sopalar yoluyla doğayla

bir bağı olan ya da mutfakta ve evin içinde kullanabilecekleri güvenli

nesnelerle oynayabilen çocuklar her alanı bir laboratuvara dönüştürürler. Eve

misafirlerim geldiğinde etraf dağınıksa, “Dağınıklığın kusuruna bakmayın,

gerçeklik üzerine çalışan üç genç bilim insanı var evde” derim. Çocukların

yöntemleri bilim insanlarının yöntemleriyle aynıdır. Yönlendir ve gözlemle,

sonuçları dinle ya da hisset ve böylece devam et…


Çocuklar için hayat oyun oynamak ve oyun oynamak öğrenmek demektir.

Tofu bize göre bir yiyecektir ama geçen akşam oğlumuz için adamızın üç

boyutlu bir haritasıydı. Saç bantları ustalıkla hedefi vurabildikleri oklara

dönüşebilir. Bir salıncak kıvrılırsa bir yöne, daha sonra diğer yöne dönebilir.

Öğrendikleri şeyleri terimlere ya da formüllere dökmüyor olabilirler ama yine

de öğrenirler. Zaten keşfetmek bir şeylere isim vermek değildir, o olgunun

kendisini kavramaktır. Bilim oyununda çocuklar kendi yaratma güçlerini ve

doğa kanununun etkisiyle birlikte gerçekliği tecrübe ederler.



Sosyal ve Duygusal Oyun


Birden fazla kişinin yer aldığı her oyun sosyaldir. Bir çocuk, yetişkinler de

dahil olmak üzere bir başkasıyla oynadığında, oyun arkadaşının duygularının


ve ihtiyaçlarının da dikkate alınması gerektiğini anlamak gibi çeşitli sosyal

beceriler edinmeye başlar.


Çocuklar hayatı “prova ettiğinde” amaca yönelik sosyal eğitim başlar.

Çocukların anne baba, hayvan, bitki vs… yerine geçtiği rol yapma oyunları,

deneyim kazanma yoluyla gerçekliğe yabancılaşarak korkuların bastırılmasını

sağlar.


Rol yapma oyunları aslında harika bir terapidir. Küçük terapistler duygularını

oyun yoluyla aktarmış olurlar. Bir ebeveyn bana çocuklarının evde yangın

çıkmış gibi davranarak oyun oynadıklarından yakınmıştı. Çocuklar kendilerini

alev yerine koyarak evin içinde koşuyor, herkesi uyarıyor, bu sırada müthiş

gürültü yapıyorlarmış. Bu aile kırsal alanda yaşıyordu ve evi ısıtmak için odun

yakıyorlardı. Elbette çocuklarına ateşten uzak durmayı öğretmişlerdi. Çocuklar

aslında kendilerini en kötü durum senaryosuna hazırlayarak prova ve

alıştırma yapıyor, tecrübe kazanarak korkularını bastırıyorlardı.



Sınırlar ve Disiplin


Çocukların oyunlarındaki en çarpıcı özelliklerden birisi, çok fazla kural

koymaları ve bu kurallara uymalarıdır.


Büyük bir trambolinde zıplayan, 4-10 yaşlarında bir grup çocuğu hatırlıyorum.

Hepsinin birden trambolinde zıplayamayacağını fark edince hemen bir kural

koydular: “Bir seferde üç kişi.” Aralarından ikisi, “Bir seferde üç kişi!” diye

tezahürat yapmaya başlayınca diğerleri de onlara katıldı ve sonra hepsi

trambolinden inip yere oturdu, üçer üçer zıplamaya başladılar. Kurallar

kuşaktan kuşağa aktarılır ya da gerektiğinde konur. Çocuklar kurallara uyarak

sosyal nezaketi, disiplini ve sınırları öğrenirler.



Ebeveynlerin Rolü


Biz de aslında çocuğuz. İnsanların büyülü gelişiminde önemli bir rolümüzün

olması hoşumuza gidiyor. Ancak yetişkinler olarak önemli rollerimiz yok;

gerçek yaratıcı oyunlarda yüreklendirmeye ya da desteğe gerek olmaz. Ayrıca

eğlencenin merkezinde olmamız ya da eğlendirmemiz de gerekmiyor.


Bizler görünmez destek ve güvenlik ağlarıyız. Çocukların oyunlarını

gerektiğinde teşvik etmeliyiz, araya girerek ya da müdahale ederek değil ya

da sınıftaki etkinlik tercihlerini belirterek değil. Bunun yerine çocuklara onların

seçimlerini ve eylemlerini tam olarak onayladığımız hissini verebiliriz. Bilim

insanlarının “işine” (oyununa) saygı duymalıyız, onlara ortamı sunmakla

sorumluyuz, dayatmakla değil.


Çocuklar bizim katılmamızı isterlerse özgün bir şekilde oynamamız gerekiyor.

İlginç olmamalıyız, ilgilenmeliyiz; bırakın oyunu çocuk idare etsin, biz de

gerçek bir oyun arkadaşı gibi katılalım ona. Herhangi bir değerlendirme, övgü

ya da liderlik olmadan, ayrıca abartılı sevinç ve heves gösterilerinde

bulunmadan; sadece özgün ve eşit bir oyun arkadaşı olun, yeter.


Çocukların en iyi oyun arkadaşları çocuklardır çünkü özgündürler. Çocukların

birlikte oynayabilmesi için birbirlerine benzemeleri hatta aynı yaşta olmaları

bile gerekmez. Oyun arkadaşlarını seçtiklerinde ellerinden gelenin en iyisini

yapar onlar.


Yaşam bir oyundur. Belki de yetişkinler olgunlaşınca hayatın önemli bir

unsurunun oyun olduğunu unutuyorlar. Ciddi insanlar olduk ve oyunla iş;

oyunla öğrenme arasına yapay ayrımlar koyduk. Çocuklarımızsa bize,

harekete geçmeyi, gözlerimizdeki pırıltıyı canlandırmayı ve “Yaşam Oyununu”

öğretmek için varlar.

 


http://www.aldort.com/articles.html


©2018 by S.S. Kiraz Ağacı Eğitim Kooperatifi

Orhangazi Mahallesi, Yeşilyurt Sk. No:9   Odunpazarı/Eskişehir

0 507 233 24 90

 kirazagaciegitim@gmail.com